Araç çubuğuna atla
EdebiyatMüzik

Cumhuriyet Dönemi Halk Ozanı: Aşık Mahzuni Şerif

Şiirleri ve taşlamaları ile 20. yüzyılın sonuna iz bırakmayı başarmıştır.

Aşık Mahzuni Şerif ismini ilk kez 2010 yılında lise edebiyat kitabında görmüştüm. Konu olarak cumhuriyet dönemi halk ozanlarını işliyorduk. “İşte gidiyorum” adlı şiiri kitabımızda yer alıyordu. Türk geleneğinde ozanların bir özelliği vardı o da mahlas kullanmalarıydı. Şerif mahlasını Mahzuni olarak seçmişti. Mahzun kelime olarak üzgün anlamına gelmektedir. Yaşadığı olaylardan mıdır yoksa bu dünyaya sevinmeye gelmedik inancı ile mi mahlasını seçer bilinmez. Günümüzde bile dinlediğiniz çoğu eser bile Mahzuni’ ye aittir. Nem Kaldı, Yuh yuh, dom dom kurşunu…

Halk ozanının eserlerini dinlemek için tıklayın

İşte gidiyorum çeşmi siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin dilinde
Güldün Mahzuni’nin berbat haline
Mervan’ın elinde parelense de

Âşık Mahzuni Şerif

Kendi ağzından bazı hayat hikayesine bakalım:

– 1956 yılında girdiğim Mersin Assubay Hazırlama Okulunu 1959‘da iftiharla bitirdim. Ordonat Tekniker sınıfına ayrılarak sınıfına ayrılarak Ankaraya Ordonat Tekniker Okuluna geldim. Bu okul şimdi benim yargılandığım okuldur; işin daha ilginç yanı, bugün yargılandığım salon benim sınıfımdı. Burada çok kısa süren bir eğitim-öğretimden sonra Sivasa gönderildim. Ekreol Tepede beş ay stajerlik yaptım.

– 1960‘ta ihtilalde payımız oldu. Cemal Babanın emrinde biz bir grup genç silahlandırıldık. Dışkapı bölgesi bize verildi. Yıl 1960 ın kasımı oldu. Bugün yargılandığım eski okulumun meydanında bana ilk Atatürk ödülü verildi. O günün hatırası olarak. Günün Ordonat Daire Başkanı Reşat Ülgenalp in imzaladığı ve gözlerimi öperek verdiği kitabı hala saklarım.

– 27 Mayısın verdiği ruhla olacak askerliği daha da sevmeye başladım. Başarılarım beni bir yere doğru hızla sürüklüyordu.

– Gün geçti ben de “HALKÇILIK” ruhu daha ağır basmaya başladı. Bu arada dayımın kızı Emine ile evlenmiştim. Bir kızımız olmuştu. Mutlu değildim, anamın babamın kararı ile zorla evlenmiştim. Çok sürmedi bu. İmam nikahı ile evlendiğim karımı bir mektupla boşadım.

– Şimdi bağımsızdım bir ölçüde. Halçılık ruhu beni başka yerlere sürüklemeye başlamıştı. Sazı 1955-56 yıllarında okuldayken öğrenmeye başlamıştım. Şiirler yazmağa, türküler söylemeye başladım. Buda pek uzun sürmedi. Okulu terk etmek zorunda kaldım.

– 1961 yılıydı. Ankara’da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanıştım. Onunla evlenmeye karar verdim. Daha 14 yaşındaydı Suna o zamanlar. Yasalara göre evlenmemiz mümkün değildi. Suna’yı kaçırıp, köye götürdüm… Annesi, babası şikayet etmiş… Bir yandan 14 yaşındaki kız kaçırmış bir kişi, bir yandan okul kaçağı, bir yandan da askere gitme çağı gelmiş bir asker kaçağı olarak aranıyordum.

Bu aşk, gazetelere bile geçer. Mahzuni, adını Suna yaptığı Sovina’yı çok sever. Bu evlilikten Ferhat, Şirin ve Emrah adlı üç çocuğu olur.


Suna ve Oğlu Emrah

1964 yılında dünyaya gelen oğulları Emrah henüz bir kaç aylıkken Mahzuni, Suna ve Emrah’ı Babası Zeynel’e emanet ederek, vatani görevini yapmak üzere askere gider. Bu arada hastalanan Emrah’ı, o zamanlar iki Çocuk Doktorunun bulunduğu Elbistan’a götürürler. Doktor tarafından hiçte iyi karşılanmazlar. Bu olay mektupla askerde bulunan Mahzuni’ye bildirilir. İşte tüm Türkiye’nin tanıdığı ”Acı doktor bak bebeğe / Berçenekten yaya geldim” Türküsü o günkü olaya aitdir.

Acı doktor bak bebeğe / Berçenekten yaya geldim – Türküsü

Gel gör ki Suna, Mahzuni’nin bir arkadaşı tarafından kandırılır, evi terk eder.

– İkinci eşim Suna’ydı. Önce ikiz doğurdu. Ferhat ve Şirin koydum adlarını. Bir de Emrah geldi arkalarından. Seviyordum onu. Ama, arkadaşlarım (!) kötü yola sevkettiler onu. Şimdi çeşitli pavyonlarda şantözlük yapıyor.

Suna nerden geliyor / Öldürmez bu yara beni – Türküsü

 

– Yıllar yılları kovaladı. Sazımla baş başa kaldım. Ankara’ da oturuyordum. Saz çalarak, şiir yazarak kendimi yetiştirmeye çalışıyordum.

– Serüven serüven üzerine geldi, geçti… Yıl 1963 oldu. “Doğuda Kıtlık Var” ın yazarı Halil Aytekin’ le tanıştık. Onun aracılığı ile Fikret Otyam’ ı bulduk… Benim ilk gazeteci dostum Fikret Otyam oldu. Yardım etti bize. Hürriyet Gazetesinden Cüneyt Arcayürek’ e gönderdi. Basından benim hakkımda ilk yazı Cüneyt Arcayürek ‘in imzası ile Hürriyette çıktı.

– Bu dönem TİP’ in kuruluş yıllarına rastlıyordu. TİP yöneticileriyle ilişki kurduk. Bize yalnız onlar sahip çıkıyordu. Başka kimseyi tanımıyorduk, bizimle ilgilenen yoktu.

– Bir Aşıklar Derneği kurmamız gerekti. Nedeni de şu idi. Türkiye de halk ozanalrı sürekli ezilmişlik, yoksulluk içinde yaşamışlardı. Bu durumdan tamamen olmasa da kurtulmaları gerekti. Örgütlenmeleri gerekiyordu. Biz bu gerekeni yaptık. Aşıklar Derneğini kurduk. Sesimizi duyurmaya, çeşitli yerlerde konserler vermeye çalıştık. Bu çabalarımızda da başarılı olduk. Dost Fikret Otyam’ ın ve Gazeteciler Sendikası’ nın desteği ile konserler verdik.


– Soldan Sağa : Veli Pamuk, Mahzuni Şerif, İsmail Pamuk,
Feyzullah Çınar, Mahmur Erdal
– Ortada: Rıza Aslandoğan, Kulahmet, Osman Dağlı.
– Yıl 1967 –

– Zamanın turizm bakanı Nurettin Ardıçoğlun’ a çıktık, yardım istedik. O zaman TRT doğrudan turizm bakanlığına bağlı idi. Radyodan N.Ardıçoğlu’ nun direktifi üzerine Aşık İhsani’ ye Kul Ahmed’ e ve bana söyleme izni verildi. Sendikanın desteği ve yardımıyla konserler verdik. Bunların en önemlisi Büyük Sinemada verdiğimiz konserdi. Büyük ilgi toplamıştı. Çabamıza destek oldu. Ondan sonra sesimizi yavaş yavaş duyurmaya başladık. Ve bu da uzun sürmedi sonunda… Önceleri ozanların seçildiği Türk Halk Ozanları Derneğinin başına avukatlar getirilmeye başladı. İlk kadersizliğimiz bu oldu. Dağıldık ondan sonra da…

Bu aralarda bir de Plak firması kurar.

– Kazanmaya başladığım paralarla 1968’de kendi adıma bir plak firması kurdum. Ama, ortaklarım Ayhan Coşkun ve Abas Sütçü’yle kısa zamanda batırdık.”


Mahzuni Fatma İle Evleniyor

Fatma Özdemir. Fatma, Elbistanlı’dır ve uzaktan Mahzuni ile akrabadır.

Mahzuni, Fatma’yı beğenir, sever ve ister. Gel gör ki ailesi, çocuklu ve başı belalı bir adama kız vermek istemezler. Sonunda Fatma, Mahzuni ile evlenir. Yıl 1971’dir. Fatma, Mahzuni’nin şiirlerine Fadime olarak girer.

Fadimem – Türküsü

– Bana bir mücadele gerekiyordu. Kime ve neye karşı? Gün geçtikçe görerek, duyarak, sezinleyerek, okuyarak bunu daha iyi anlamaya başladım. Bütün benliğimle kendimi saza verdim. Çalıyordum, söylüyordum ama çalışmalarıma bir yöntem vermem gerekiyordu.

1971 yılında askeri darbe sonucu Süleyman Demirel hükümeti devrilmiş, Nihat Erim başkanlığında bir hükümet kurulmuştu. Bu hükümet sol kesime karşı şiddetli baskı uygulayınca Mahzuni Şerif türküyü patlatmıştı. Çıkardığı 45’lik plak, ‘Erim erim eriyesin/Sürüm sürüm sürünesin’ diyordu.

Ne demek o zaman başbakana böyle türkü yakmak. Hemen tutuklanır ve 10.5 ay cezaya çarptırılır.


Mahzuni Hapiste

– Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılmasını protesto için, “Erim Erim eriyesin” diye bir Türküden yargılanırken, Mahkeme Baskanı, “Erim’in plağının çalınmasını” istedi. Olayın ilginç yanına bak!

Erim erim eriyesin – Türküsü

– Bütün heyet, gazeteciler ve dinleyiciler herkes orda. Plağı koydular. Hakim, yargılamayı unutmuş, kalemi almış eline tempo tutuyor! Ben de güldüm tabii bu duruma. Gülünce hakim beni azarladı. Savcı da ona katıldı. “Bak, mahkemeyle alay ediyor, gülüyor” dedi. Siz olsanız nasıl gülmezsiniz?

– O zaman rahmetli Başbakan Nihat Erim’in ifadesi geldi.

– “Bir halk ozanı, Başbakan’ı sevmek mecburiyetinde değildir.” gibi bir ifadede bulunuyordu. Erim, şikayetçi olsaydı 4 yıl yerdim. Olmadığı için 10.5 ay yattım.l 1972. Mahzuni Şerif, elinde sazı, Sivas’ın Sivrialan Köyü’ne Aşık Veysel’i ziyarete gider. Aşık Veysel’e Mahzuni’nin geldiğini söylerler. Mahzuni içeri girince Veysel Baba ayağa kalkar.

Yanındakiler şaşırırlar. Çünkü Aşık Veysel o tarihe kadar kimseyi ayakta karşılamamıştır. Veysel Baba’ya neden Mahzuni’yi ayakta karşıladığını sorarlar. Veysel Baba’nın cevabı çok açıktır:

– ‘Susun, gelen Pir Sultan olsa gerektir!’

Mahzuni bu, durmaz ki bu kez 1973 yılında halkı suça teşvik etmekten tutuklanır. Ankara’da Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanır.

Fatma Hanım, o günleri anlatırken diyor ki:

– ‘Mahzuni ile evliliğimizden Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlı dört çocuğumuz oldu. Gel gör ki çok çektik. Evlendikten 6 ay sonra onu tutukladılar. Derya’nın doğduğu gün tahliye oldu. Çocuk 27 günlük iken yeniden tutukladılar.

– Antep’teyiz… Neşet Ertaş evimize misafir gelmiş. Geceleyin köylü kıyafeti giymiş birileri geldiler, Mahzuni’yi aldı götürdüler. Polis, jandarma onun peşinde. Sanki ülkeyi biz batırmışız. Öyle bir baskı, öyle bir baskı. Mahzuni bir gün dışarıda ise iki gün içeride. İşte böyle geçti hayatımız.’

Türk halk müziği sanatçıları tarafından söz ve besteleri sıklıkla kullanılmıştır. Araştırmacı Yazar Battal Pehlivan’ın Aşık Mahzuni Şerif’in yaşamı ve sanatı üzerine yaptığı incelemenin adı Dom Dom Kurşunu idi. Doğum yeri Berçenek’e ithafen yazdığı Oy Bizim Eller ve Acı Doktor bestelerinin yanı sıra Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Fadimem, Gül Yüzlüm, Ciğerparem, Mevlam Gül Diyerek, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Abur Cubur Adam, Katil Amerika ve bu mezarda bir garip var Ekmek Kölesi gibi birçok bilinen eserleriyle tanınan Aşık Mahzuni’nin türkülerini Gülden Karaböcek’ten Zeki Müren’e, Zara ve İbrahim Tatlıses’ten Ahmet Kaya’ya, Mahsun Kırmızıgül’den Murat Göğebakan’a ve Selda Bağcan’a kadar birçok Türk halk müziği ve bazı pop müzik sanatçıları da okudu. Halk şiirine gönül veren ve konuşma dilini şiirleştiren Aşık Mahzuni’nin 453 plağı, 58 kasedi ve yayınlanmış 8 adet kitabı bulunuyor. Ayrıca TRT tarafından çekilmiş 2 adet belgeseli bulunmaktadır. 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi. Sivas Dramı adlı türküsünü, 1993 yılında yaşanan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlere ithaf etmiştir.

 

Kaynak
12
Etiketler

Aygün Çimen

1994, Bursa, Uludağ Evrenkenti Grafik Tasarım, Anadolu Evrenkenti İşletme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı