Araç çubuğuna atla
EdebiyatKitap

Beyoğlu’nun En Güzel Abisi “Ahmet Ümit” İle Röportaj

Bu yazımda sizlere, 2017 Yılında Okul dergisi (Yeni Koza) için Türkiye’nin tanınan polisiye yazarı Ahmet Ümit ile yaptığım röportajdan ve onun heyecan dolu bazı kitaplarından kesitler sunmak istiyorum.

Ahmet Ümit, 1960 yılında Gaziantep’te yedi çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi.Duvarlara afiş yapıştırırken yakalanan arkadaşları için öykü şeklinde yazdığı rapor, Atılım Dergisi’nde yer aldı.Yazarlığa ilk adamını bu rapor şeklindeki öykü ile attı.1983’te Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi.1985-1986 yıllarında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim gördü.İlk hikayeyle başlayan yazarlık deneyimi ile birlikte yazın hayatına adımını attı.

Röportajdan Kesitler;

Yazarlığa nasıl başladınız?

  Esasında neden yazar olmalıydım bilmiyorum.Çünkü yazarlıkla ilgili bir karar almamıştım.Bir gün birden bire bir öykü yazdım ve bu yazdığım öykü,kırk ayrı dilde yayımlandı.Bu gelişmeden sonra da “Benden yazar olur galiba” dedim kendi kendime.Sonrasında da bu yazar olma fikri ortaya çıktı.15-16 yaşlarında yazar olma fikri yoktu.Ancak çok kitap okuyan genç bir adamdım ve bu çok kitap okuma alışkanlığı kendini böyle ifade etti.

Yapıtlarınızı oluştururken en çok neye önem verirsiniz?

Özgün olmaya, daha önce yapılmamış olanı yapmaya.

Türkiye’de cinayet romanı yazmak risk miydi, hiç endişeleriniz oldu mu?

  Cinayet romanı yazıyor olmak, polisiye yazıyor olmak başkaları için risk olabilir ama açıkçası benim umrumda değil.Çünkü ben başarılı olmak için yazmıyorum ,eğlenmek için yazıyorum.Yazdığım şey beni mutlu etmiyorsa beni heyecanlandırmıyorsa.beni korkutmuyorsa, özellikle de bana mutluluk vermiyorsa hiçbir anlamı yok.Lisans eğitimini aldığım alanda da çok para kazanabilirdim ama ben kitaplarımı para kazanmak için de yazmıyorum.Dediğim gibi yazıyor oluşumun tek bir nedeni var mutlu olmak.Dolayısıyla risk olduğunda değil mutsuz olduğumda yazmaktan vazgeçerim.

“Sis Ve Gece” adlı polisiye romanınız Yunanistan’da yayımlanarak, ‘Yabancı Dile Çevrilen İlk Türk Polisiye Yapıtı’ unvanını kazandı.Neler hissettiniz?

  Evet,yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye yapıtı olması önemli bir kilometre taşıdır.Elbette ki bu ‘ilk’ olma çok büyük mutluluktu ama ödülün belli bir yaşa gelmiş yazarlar için çok önemli olduğunu düşünmüyorum.

Romanlarınızı nasıl bir ortamda yazıyorsunuz?

  Aslında yazma süreci değil de hazırlanma süreci daha kapsamlı oluyor benim için.Konuyu belirledikten sonra bir yıl öncesinden olayın geçeceği bölgeye gidiyorum, orada araştırmalar yapıyorum, o konu üzerinde okumalar yapıyorum.Konunun uzmanlarıyla , akademisyenlerle görüşüp mekan seçimlerini yapıyorum.Aslında bakarsanız film çekecekmiş gibi yerinde, yurdunda yapıyorum bütün ön çalışmayı.Kafamda bütün kurgu bitiyor sonra yazma süreci başlıyor.Yazmak için bir yerlere gitmiyorum bilgisayarımın olduğu her yerde yazarım ama genellikle evim ve ofisimde  çalışmayı seviyorum.

Bir şeyler yazan kişilere ne tavsiye edersiniz?

   Yazıyorum diyen herkesedir bu sözüm, inatçı olmalılar! Yazar inatçıdır. Başkalarının fikirlerini dinlemeliler ama kendi bildikleri yoldan ilerlemeliler.Başkalarının fikirlerini merkeze alanların kendi çizgisinden çıkması kaçınılamaz.Eğer kendi çizgilerini değiştirirlerse başarılı bir yazar olmaz, sıradan bir yazar olurlar.

Şiir, roman, hikaye… Bu türlerin hepsi ile yazıyorsunuz.Siz en çok hangisini tercih ediyorsunuz?

  Roman tabi ki… Bu yüzden sıkça roman yazıyorum.Roman tamamen beni yansıtan bir tarz.Roman duygu ve düşüncelerimi kullanarak yazdığım çok önemli bir yazı türüdür.

 

İŞTE EN ÇOK OKUNAN KİTAPLARI:

Beyoğlu Rapsodisi:

Üç arkadaşın öyküsü bu. Beyoğlu’nda büyümüş, Beyoğlu’nda yaşayan üç ayrı kişilik, üç ayrı kimlik, üç ayrı insan. Ölümsüzlük merakıyla başlayan ölümler. Her cinayetin ardında gizemli bir neden… Ve soruşturma boyunca adım adım, bina bina, sokak sokak Beyoğlu. O çoksesli, çokrenkli, çokdilli, çokkültürlü Beyoğlu. Günümüzün Babil Kulesi… İnsanın bencilliğini, acımasızlığını, öfkesini, çaresizliğini en iyi anlatan mekân… Soluk soluğa bir gerilim, benzersiz bir final…

İstanbul Hatırası:

Byzantion’dan İstanbul’a uzanan, heyecan yüklü bir serüven… Yedi hükümdar, yedi kadim mekan, yedi gizemli olay ve yalın bir gerçek! Romanlarında zengin arka planı polisiye kurgu içinde vermekteki ustalığı ile bilinen Ahmet Ümit’in bu romanı da yine peş peşe işlenen cinayetlerin çevresinde kurgulanmış.Ancak bu kitabı sıradan bir polisiye romandan ayıran birçok özellik var.

Beyoğlunun En Güzel Abisi:

Aşk,yaşamı; cinayet,ölümü sıradanlıktan kurtarır.Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet… Tarlabaşı’nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi.Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü.Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek.Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar.Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam.Bir zamanlar İstanbul’un en gözde yeri olan Beyoğlu’nun hazin hikayesi.Karanlık…

 

 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı